Paz, Ağu 20, 2017 - 14:32
A- A A+
SİTEMİZE HOŞGELDİNİZ
Londra Pazar 20 Ağustos - 14:32 Cloudy 19 °C Yarın Partly cloudy 20 °C

Fethullah Gülen Hocaefendi, New York Times’a makale yazdı

Yayınlandı 26 Temmuz 2016 - 22:44

Fethullah Güllen Hocaefendi, dünyanın önde gelen gazetelerinden New York Times’a (NYT) bir makale yazdı.

Hocaefendi, makalesinde darbe iddiaları ile ilgili “Eğer hizmet gönüllüsü gibi görünen birisi bilerek veya kandırılarak böyle bir darbe kalkışmasının parçası olmuşsa benim inandığım değer ve düşüncelere ihanet etmiştir” dedi.

“Fethullah Gülen: Türkiye’nin demokrasisine karşı bütün tehditleri kınıyorum” başlığıyla yayınlanan makalenin tamamı şöyle;

“Darbe haberlerinin gelmeye başladığı ilk anlardan itibaren darbeyi en kuvvetli ifadelerle telin edici mesaj yayınladım. ‘Yönetimlerin güç ile değil, özgür ve adil seçimlerle kazanılması gerektiğini’ söyledim. Türkiye için, Türk halkı için ve bu sürecin en hızlı şekilde barış içinde neticeye kavuşması için Rabbime niyazda bulundum.

Benim, diğer üç siyasi partinin başkanlarına benzer şekilde, darbeyi şartsız telinime rağmen, Türkiye’nin otoriterliğini giderek arttıran Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan beni darbeyi organize etmekle suçladı. Amerika Birleşik Devletleri’nden 1999’dan beri inziva hayatı yaşadığım Pensilvanya’daki evimden iade edilmemi talep etti.

Erdoğan’ın bu iddiaları inandığım değerlere ters düşmekle kalmıyor, hem sorumsuzca hem de yanlış.

Herkesi kucaklayan ve çoğulcu İslam anlayışım ve hangi dinden olursa olsun insan olduğu için hizmet etme düşüncem silahlı mücadele fikriyle tamamıyla zıttır.

Kırk yıldan fazladır bir parçası olduğum Hizmet gönüllüleri her zaman haklılığını halkın iradesinden alan, dini, etnik kökeni ve politik görüşü ne olursa olsun bütün insanların temel hak ve hürriyetlerine saygı duyan bir anlayışı temsil etmiş ve buna kendilerini adamışlardır.

Buna inanan Hizmet prensiplerinden ilham almış iş adamları ve gönüllüler dünyanın yüz elliden fazla ülkesinde modern eğitim müesseseleri açtılar.

El-Kaide’nin 11 Eylül saldırısı, IŞİD’in gerçekleştirdiği vahşi idamlar ve Boko Haram’ın insanları kaçırma olayları sırasında Batı’nın radikal düşünceleri telin edecek Müslüman sesleri aradığı dönemde şahsım ve Hizmet gönüllüleri şiddeti reddeden net bir duruş sergiledik.

Akılsızca yapılan şiddet eylemlerini kınamanın yanında, gençlerin terörün ağına düşmelerinin önüne geçmek ve barış gönüllüsü gençler yetiştirmeye kendimizi adadık.

Hayatım boyunca özel ve genelle müteallik konuşmalarımda siyasi düzene yapılan askeri müdahalelerin karşısında olduğumu beyan ettim.

Haddi zatında, yıllardır demokrasiyi savunuyorum. Türkiye’de 40 yılda 4 askeri darbeden çeşitli tacizler ve haksız hapse atılmalara dahil olmak üzere askeri rejimlerden çok çektim ve hiçbir Türk vatandaşının benzer muamelelere maruz kalmasını arzu etmem.

Eğer hizmet gönüllüsü gibi görünen birisi bilerek veya kandırılarak böyle bir darbe kalkışmasının parçası olmuşsa benim inandığım değer ve düşüncelere ihanet etmiştir.

Bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın suçlamaları, şahsım adına ifade ettikleri olarak değil, ülkeyi sistematik ve tehlikeli bir şekilde tek adam yönetimine çevirmesindeki niyetini ortaya koyması adına sürpriz olmadı.

Birçok Türk vatandaşı gibi, Hizmet Hareketi katılımcıları da Erdoğan’ın Türkiye’yi demokratikleşme ve Avrupa Birliği’ne (AB) girme yolundaki yükümlülükleri yerine getirmesindeki gayretlerinden dolayı destekledi.

Fakat, Erdoğan’ın ülkeyi demokrasiden diktatörlüğe dönüştürmek istemesine sessiz kalmadık. Son yıllarda Erdoğan keyfi olarak birçok gazeteyi kapattı, binlerce hakimi, savcıyı, polisi ve memuru işten attı ve özellikle Kürt halkına karşı ağır yaptırımlar uyguladı. Kendisine karşı aleyhte konuşan herkesi vatan haini ilan etti.

Hizmet, özellikle Cumhurbaşkanı’nın gazabına hedef olmuştur. 2013’te Sn. Erdoğan, bürokrasideki Hizmet katılımcılarını, kendisine yakın ve hükümetteki bakanlarında adının karıştığı yolsuzluk soruşturmalarını ortaya çıkarmakla suçladı.

Sonuç olarak çok sayıda yargı mensubu ve polis sadece görevlerini yaptıklarından dolayı işten atıldı veya hapse kondu.

11 yıllık başbakanlığından sonra, 2014 Erdoğan’ın başkan seçilmesinden bugüne Türkiye’yi parlamenter demokrasiden güçler ayrılığının olmadığı başkanlık sistemine dönüştürmeyi amaçladı. Bu bağlamda Erdoğan’ın başarısız darbe girişimini ‘Allah’ın bir lütufu’ olarak ifade etmesi bu niyetini açık olarak ifade ediyor.

Kendisine muhalif yetmiş bine yakın çalışanı devlet kurumlarından uzaklaştırıldı. Hizmet ve diğer sivil toplum kuruluşlarını ezerken aslında tüm gücü elde etmek için önündeki engelleri bertaraf ediyor.

Uluslararası Af Örgütü (AI), gözaltı merkezlerinde, tecavüz dahil işkence  ile ilgili güvenilir bir rapor ortaya koydu. Erdoğan hükümetinin Olağanüstü Hal ilan ederek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni askıya alması şaşılacak bir durum değil.

Türkiye Cumhurbaşkanı ABD’yi IŞİD’e karşı kurulan uluslararası koalisyona vereceği desteği frenlemekle tehdit ederek şantaj yapıyor.

İnandırıcı hiç bir delil bulunmamasına ve adil bir yargılanma ihtimali olmamasına rağmen amacı iademi garanti altına almak.

Erdoğan’ın her talep ettiğini verme eğilimi anlaşılabilir. Fakat, Amerika Birleşik Devletleri bu eğilime karşı durmalı.

Aşırılık, demokrasiye ve şiddet içermeyen protestolara tahammülü olmayan diktatörlerin yönetimi altında umutsuzluğa kapılmış halklar arasında yayılıyor. Türkiye’de Erdoğan’ın diktatörlüğe varan uygulamaları halkı politik, dini ve etnik çizgilerde ayrıştırıyor, fanatikleşmeye zemin hazırlıyor.

Dünya genelindeki kaosun hakim olduğu zamanlarda barışı tesis etme adına yapılan çalışmalar ve demokrasinin Orta Doğu’daki geleceği hatırına, Amerika Birleşik Devletleri bir diktatörün başarısız bir darbeyi yavaş yavaş anayasal düzene karşı yapılmış darbeye dönüştürmesine müsaade etmemeli."